Gönderen: camimiz.com ditib.net DİTİB Recklinghausen | 14/11/2010

Diyanet İşleri Başkanının Göreve Başlama Mesajı

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet GÖRMEZ’in Göreve Başlama Mesajı

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

Bizlere yüce dinimiz İslâm’a, milletimize ve bütün insanlığa hizmet etme şerefini bahşeden Yüce Rabbimize sonsuz hamd ve sena olsun. Hz. Adem’den Resûl-i Ekrem Muhammed Mustafa (sas)’ya kadar insanlığın kutlu elçilerine salat ve selam olsun.

11.11.2010 tarihi itibarıyla çok ağır, ama onurlu, çok büyük ve şerefli bir emanet olan Diyanet İşleri Başkanlığı görevi uhdeme tevdi edilmiş bulunmaktadır. Bu görevi üstlenirken niyazım ve melceim Cenâb-ı Hakk’ın yardım ve desteğidir. Bu ulvi yolda en büyük temennimiz ‘istikamet’ üzere ayağımız sürçmeden, Allah’ın rızasına uygun olarak görevimizi layıkıyla yapmak olacaktır.

Bu vesileyle, Cumhuriyet tarihi boyunca Diyanet İşleri Başkanlığı görevini ifa eden ve bize zengin bir miras bırakan bütün saygıdeğer başkanlarımızı rahmetle, şükranla ve minnetle yâd ediyor; ülke sathında olduğu gibi, dünyanın dört bir yanında insanlığa hizmet eden teşkilat mensuplarımızı ve aziz milletimizi gönülden selamlıyorum.

Diyanet İşleri Başkanlığı, Anayasa’nın 136. maddesi ve özel Kanununda yer alan hükümler gereği; laiklik ilkesi doğrultusunda bütün siyasi görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek, İslâm Dininin inançları, ibadet ve ahlak esasları ile ilgili işleri yürütmek, din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmekle yükümlüdür. Başkanlığımız bu görevin getirdiği sorumlulukları müdrik olarak sunduğu din hizmetini İslâm’ın temel kaynakları olan Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerîm ve Hz. Peygamberin sünneti ışığında, yüzyıllar içinde oluşan dini bilgi birikimi eşliğinde, bugün insanlığın ulaştığı kazanımları da dikkate alarak, bütün mensuplarının özverili gayretleriyle ve toplumun her kesimini kuşatacak şekilde sürdürme azim ve kararlılığındadır.

Din, insanların özgür iradeleriyle tercih ettikleri, kendilerine dünyada esenlik içinde yaşamayı, ahirette de ebedi kurtuluşa ermeyi temin eden ilahi bir çağrıdır. Dolayısıyla temel görevimiz, İslâm’ın bu aydınlık çağrısıyla 21. yüzyıl insanını buluşturmak için var gücümüzle çalışmaktır. Ezelî ve ebedî hakikat adına topluma manevi yönden rehberlik etmek, bütün mahlûkata karşı sorumluluk duymayı gerektirir. Bu yüzden din hizmeti görevini sadece mihrap, minber ve kürsüyle sınırlandırmak bir yanılsamadır. Çünkü din, kişinin varlığını anlamlandıran ve ona hayata ve ölüme dair nihai anlam haritası sunan en doğru ve en yetkin kılavuzdur. Din, doğumundan ölümüne kadar insan hayatının her evresinde zorunlu olarak vardır. Kuşkusuz dinin insana iç huzuru ve yaşama sevinci vermesi ancak bilgiye dayanan ahlâk eksenli bir dini aydınlanma ve yüksek insani erdemleri kazanmakla mümkün olabilir. Bunun sağlanması da aynı nitelikleri taşıyan din gönüllüsü görevlilerimizle mümkün olabilir.

Başkanlığımız kuruluşundan bu yana din, toplum ve devlet arasındaki iletişim ve etkileşim konusunda son derece hassas olmuştur. Bu bağlamda her zaman İslâm’ın temel sabiteleri ve kaynaklarına bağlılığı ilke edinirken, dinin ve dini bilginin özgünlüğü ve özgürlüğünün sürdürülmesi hususunu ön planda tutmuştur. Aynı zamanda toplumun gelenekleri, gerçekleri, ihtiyaçları ve değişimi konusunu da göz ardı etmemiştir.

Cumhuriyetle yaşıt olan Diyanet İşleri Başkanlığı, yerleşik geleneği, kurumsal devamlılığı, gündelik politikanın dışında kalan siyaset üstü duruşu ve herkesi kuşatan hizmet anlayışıyla daima milletimizin teveccüh ve takdirini kazanmıştır. Bu yöndeki ilkesel kararlılığı bundan böyle de devam edecektir. Başkanlığımızın halkımız nezdindeki saygınlık ve etkinliğini artırmak ve teşkilatımıza toplumun ihtiyaçlarına paralel olarak yeni ufuklar ve derinlikler kazandırmak öncelikli ödevimizdir.

Yüzyıllar boyu bu topraklarda seher vaktinde Ezan-ı Muhammedi ile başlayan gün, yatsı vakti yine ezanı Muhammedî ile tamamlanmıştır. Mabetleri, mihrapları, minberleri, kürsüleri hep ilahi rahmet çağrısının yankılandığı yerler olmuştur. Allah’ın izniyle sonsuza kadar da bu böyle olacaktır. Bize düşen, bu çağrıyı yenilemektir. Bize düşen, bu çağrıyı bugünün insanına duyurmaktır.

Diyanet İşleri Başkanlığı mensupları olarak biliyoruz ki, bu ulvi çağrının, bu mukaddes davetin bugün her zamankinden daha estetik, daha nezih bir dil ve sada ile duyurulması gerekmektedir.

Ancak şerefelerden, kürsülerden, mihraplardan, minberlerden yükselen çağrıya insanların karşılık vermesini istiyorsak, yani insanın hakikate kulak vermesini ve “davete” icabet etmesini arzu ediyorsak öncelikle çağrımıza ne kadar sahip çıktığımızı, insanları neye, niçin davet ettiğimizi bilmek “hesaba çekilmeden kendimizi hesaba çekmek” durumundayız. Müftü olarak, vaiz olarak, imam-hatip olarak, müezzin olarak, Kur’an öğreticisi ya da Kur’an talebesi olarak, erkek ya da kadın cemaat olarak.

Aksi halde, bu nefis muhasebesini, bu özeleştiriyi yapmazsak, neden aramızda bu kadar kalbi kırık insan olduğunu, mesela mübarek gün ve gecelerimizi, bayramlarımızı bile neden bir ruh şölenine çeviremediğimizi, anlamsız kin ve öfkelerle neden kardeşliğimizi yaraladığımızın cevabını bulamayız.

Çağımız sivil inisiyatifin ve bireyin özgürlük alanının olabildiğince genişlediği bir çağdır. Din de özü ve tabiatı itibariyle sivildir. Dini müesseseler ise din hizmetlerinin planlı, programlı ve organize biçimde topluma sunulabilmesinin doğal bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla Diyanet İşleri Başkanlığı, halkımızın din hizmeti taleplerine cevap vermek için var olduğunun bilinciyle din alanındaki sivilliği dikkate alacaktır. Esasen bu olgu, tarihi geleneğimizle de uyumludur. Unutulmamalı ki İslam öğretisinde ne dini kurumlar ne de din adamları dinin mutlak otoritesidir. Asıl otorite, dinin asli kaynakları ve bu kaynakların güvenilir bir yöntemle anlaşılması ve yorumlanması sonucu elde edilen bilgidir. Başkanlık bu bilginin toplumun her kesimiyle paylaşılması konusunda üzerine düşeni yapacaktır.

Milletimiz yüzyıllar boyunca İslam’ın farklı yorumlarına saygı çerçevesinde yaklaşmış, diğer din mensuplarıyla da barış ve güvene dayalı bir yaşamın tesisinde önemli katkılar sağlamıştır. Başkanlığımız dini ve tarihi kültürümüzden tevarüs ettiğimiz bu anlayışın bugün de sürdürülmesine katkı sağlama iradesindedir.

Bugün her zamankinden daha fazla şefkat ve merhamete muhtaç bir dünyada yaşıyoruz. Daha çok maddi refah, daha ölümcül silahlar, daha çok gürültü, aşırı bilgi kirliliği, başta aile olmak üzere; çocuk, kadın, gençlik ve toplumun diğer kesimlerini tahrip eden zehirli aygıtlar, ahlâkî değerleri çürüten etkili ağlar ve acımasız menfaat savaşları günümüz insanını birbirine düşman ediyor, güçsüzleştiriyor ve yalnızlaştırıyor. Manevi değerlerin olabildiğince örselenip çöktüğü, dinin diriltici nefesinin hayata değmediği ve merhamet yüklü sesinin yankılanmadığı bir dünyada ne birey, ne aile, ne de toplum ayakta kalabilir. Çağın zayi ettiği bu yitik, güçsüz ve himayeye muhtaç kesimlere dinin merhametli ve diriltici soluğunu ulaştırmak dini olduğu kadar insani görevlerimizdendir.

İslam’ı ‘korku’ ve ‘şiddet’ ile özdeşleştirmek isteyenler, Allah’ın dini ile insanlar arasına duvarlar örerek sadece biz Müslümanlara değil, bütün insanlığa çok büyük bir kötülük yapıyorlar. Buna karşılık İslam alemi ise maruz kaldığı haksızlıklara rağmen, bir an evvel nifak ateşini söndürmek, İslam’a mensubiyetin hakkını vermek ve ‘barış’ ikliminin teminatı olmak zorundadır. Zira İslam, ezelden ebede barışın ve esenliğin dinidir.

Çağlar boyu bir çınar gibi yeryüzünün kalp merkezini, Mekke’den İstanbul’a, Buhara’dan Üsküp’e, Kahire’den Cakarta’ya kadar geniş bir coğrafyayı himayesine alarak medeniyetler inşa eden Müslümanlar bugün bir kez daha adalet isteyen insanlığın umudu olmak durumundadır. Esasen, bu umut sadece Müslümanların değil; bütün insanlığın hasreti ve özlemidir.

Yerküremizde küresel ölçekte yaşanan gelişmeler, toplumlar arası ilişkilerde olağanüstü yeni durumlar ortaya çıkarmıştır. İletişimin ve insani ilişkilerin yaygınlaştığı günümüzde dünyamızda bilginin ulaşmadığı bir yer kalmamış, ilişkilerde şeffaflık yaygınlaşmış ve dünyaya açık toplum anlayışı hâkim olmuştur. Bu cümleden olmak üzere, Başkanlığımızın insanlık camiasıyla ortak inanç, tarih, coğrafya, insani ve ahlaki değerlerden kaynaklanan ilişkileri söz konusudur. Başkanlığımız hizmet alanındaki sahip olduğu tecrübe ve birikimi herkesle paylaşmayı, ortak bağların güçlendirilmesi ve bugün insanlığın sorun alanlarına ilişkin çözüm arayışlarına katkı olarak görmektedir. Teşkilatımız, din hizmeti sunarken Türkiye’nin din alanındaki bilgi birikimi yanında, İslâm aleminin ve dünyanın sahip olduğu zengin tecrübeden de yararlanmayı önemsemektedir.

Bu ağır ve onurlu vazifeyi samimiyetle ifa ederken, ön yargılarımızı aşarak ve eksiklerimizi görerek insanların vicdanlarını uyandırmak, gönüllerine giden yolu bulmak durumundayız. Sesimizi duyuramadığımız ve dinin rahmet iklimini ulaştıramadığımız hiç kimse bırakmamalıyız. Bu uğurda olanca gücümüzle çalışırken, Cenâb-ı Hakk’ın inayetinin hep bizimle birlikte olmasını diliyor; Kurban Bayramının ülkemiz, İslâm dünyası ve bütün insanlık için hayırlara vesile olmasını Yüce Allah’tan niyaz ediyorum.

Prof. Dr. Mehmet GÖRMEZ
Diyanet İşleri Başkanı

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: