Gönderen: camimiz.com ditib.net DİTİB Recklinghausen | 29/12/2010

Kanayan yara “Kerbela”

KANAYAN YARA KERBELA

Her mazlum bir Hüseynî ve her zalim bir Yezidîdir.
Ne Yezid sunni veya şiadır ve ne de Hz. Hüseyin (ra) ve beraberinde şehadet şerbetini içen yarenleri ŞİA ya da SUNNİ’dir!

Günümüz İslam Coğrafyasında ‘Her günün Aşura ve her yerin Kerbela olduğu’ bir zaman diliminde, emperyalistlerin ve içimizdeki uşaklarının insanlık dışı işgal ve katliamlarının adeta başlangıcı sayılan, Hicri 61 yılının 10 Muharrem Cuma gününde, hicri 1371 yıl evvel zalim ve mel’un Yezid’in eliyle iktidar hırsı uğruna gerçekleşen insanlık tarihinin en acı ve en unutulmaz (ismiyle müsemma) KERBELA facia ve katliamının miladi 1330. yıldönümündeyiz.

Alemlere rahmet olarak gönderilen sevgili Peygamberimizin (sav) Ehl-i Beyt’inin sevgilisi, biricik torunu, büyük şehid İmam Hz. Hüseyin’in (ra) zulme ve zalime başkaldırışının meydanı olan Kerbela’nın tarihi seyri ve yaşanan bu menfur katliamdan ders çıkarmak adına söylenecek ve yazılacak çok söz var. Bu ‘çetrefelli’ ve bir o kadar da yanlış yönlendirmelere açık olan Kerbela olayında karışık olan zihinleri düzeltmeye çalışmak her iman ve vicdan sahibinin görevidir. Yüzyıllardır İslam Ümmetinin manipüle edilerek kardeşin kardeşe kırdırıldığı, fütursuzca cinayetlerin işlendiği, cahil halkların kirli amaçlar ve çıkarlar uğruna kullanıldığı Kerbela hadisesi üzerine çok ehemmiyetli gördüğüm bir konuyu arz etmenin elzem olduğunu düşünüyorum…

Kerbela’da var olan her iki taraftan birini Şİİ, diğerini ise SÜNNİ olarak tezgahlayan siyonist odakların İslam Ümmetini böl-parçala-yut planında ne kadar başarılı olduklarını bugün de görmekteyiz maalesef… Bildiğiniz üzere Emperyalistlerin Irak’ı işgal süreciyle o bölgede artan Şİİ-SÜNNİ kavgasının ve cinayetlerinin ideolojik fikri altyapısı Kerbela’da yaşanan ‘kara güne’ dayandığı iddia edilmektedir…

İslam Ümmeti olarak bugüne dek Kerbela’nın asırlardır devam eden bu kanayan yarasına neşter vuracak cesareti ortaya koymayarak asıl çıkarılması gereken dersleri almamakta direndik ve zannettik ki İslam Ümmeti bu olay sebebiyle Sünni ve Şii diye ikiye ayrıldı!

Sanki Yezid mel’unu Sünni, büyük şehid Hz. Hüseyin’de (ra) Şia’yı temsil ediyormuş tezgahı Kerbela’dan Horasan’a, Hicaz’dan tüm dünyaya bu yalanla yayıldı! Buradan ifade ediyorum ki; bu iftira ve yalanlar islam düşmanlarının bizleri birbirimize düşürmek için asırlardır içimize soktuğu nifak tohumu söz, ifade ve iddialardır. Peygamber torununa kıyan mel’un Yezid’i SÜNNİ bir mümin olarak görmek nasıl korkunç bir yalan, iftira ve fitne ise, Hz.Huseyin’i de Şİİ veya SÜNNİ müslümanı olarak görmekte bir o kadar yalan, iftira ve fitnedir. Ne Yezid sunni veya şiadır,ve ne de Hz. Hüseyin r.a ve beraberinde şehadet şerbetini içen yarenleri ŞİA yada SUNNİ’dir!

Hiçbir tarihi, ilmi ve akli ispatı olmayan ve olamayacak bu iddia ve yalanlarla bizi birbirimize düşürdüler ve düşürmeye de devam ediyorlar… Kerbela faciasının yaşandığı Hicri 61 yılında ne Şia vardı ne de Sünni’lik. Ehli sünnet ve ehli şia veya alevilik, sunnilik kavramları Kerbela faciasından asırlar sonra ortaya çıkmış ve kullanılmış kavramlardır.

Kerbela’nın bir tarafında Hakk’ı ve adaleti üstün tutan, zulüm ve zalimin iktidarı karşısında onurlu duruşuyla bedel ödeyen Hz. Hüseyin (ra) ve O’nu kıyamete kadar destekleyerek savunduğu ve uğrunda can verdiği islami ilkelerin yanında olan müslümanlar topluluğu, diğer tarafta ise; geçici dünyanın mal ve makamı için, iktidarını koruma uğruna terör estiren ve bu terörü dine alet eden katil Yezid ile, kıyamete kadar insan hak ve hürriyetlerinin ihlaline destek veren çıkar çevreleri ve yaşanan olaylara seyirci kalarak haktan ve haklıdan yana tavır alamayan halk yığınları vardı!

Peygamber Efendimizin (sav) hicretinden 4 yıl sonra dünyaya teşrif eden ve 9 yaşındayken dedesi, Peygamber efendimizi (sav) kaybeden Hz. Hüseyin (ra), şehid edildiğinde 57 yaşındaydı. Hz. Hüseyin (ra) çıktığı yolun sonunda kendisini ve ailesini bekleyen olası tehlikelerin bilincinde olarak mevcut zalim ve fasık iktidara imanı gereği cephe almıştı. Hz. Hüseyin (ra), ortaya koyduğu muhalefetiyle buradan kendisine bir makam ve mevki çıkarmak isteseydi Yezid’le anlaşır ve istediği makama da kolaylıkla otururdu! Ama büyük şehid, dünyanın makam ve mevkisini elinin tersiyle itmiş kendisini bekleyen ‘ölüm tehlikesine’ rağmen çıktığı yoldan dönmemişti!

Hz. Muhammed (sav)’in torunu, Hz. Ali’nin (as) yavrusu, Hz. Fatıma’nın (ra) kuzusu, Hz. Hasan’ın (ra) kardeşi, Hz. Zeyneb’in (ra) aslan yürekli abisi Hz.Hüseyin (ra) çıktığı yoldan dönmeyi, “zalime karşı mazlumun hakkını aramaması” olarak niteleyerek, kıyamete dek tüm müslümanlara örnek olacak bir tavrı sergilemişti. Büyük İmam, bu tavrı ortaya koyarken ne Şİİ idi ne SÜNNİ! O, “Allah’a çağıran, salih amel işleyen ve gerçekten ben müslümanlardanım diyen” (Fussilet Suresi 33) bir mü’minden başka bir şey değildi!

Kerbela katliamından elli yıl sonra başta imamı Azam olmak üzere İmamı Malik, İmamı Şafi ve İmamı Hanbel gibi ilim önderlerinin tamamı maddi ve manevi destekleriyle Ehlibeytin yanında yer aldılar. Hz.Hüseyin’in (ra) torunları Ehlibeytin yarenleri İmam Zeyd bin Zeynelabidin ve İmam Caferi Sadık (Allah hepsinden razı olsun) gibi imamlarla elele gönül gönüle, Emevi ve Abbasi iktidarlarının faşizan zulmüne karşı direnerek bir kısmı şehadeti, bir kısmı da hicreti tercih ettiler.

İmam Azam Ebu Hanife’nin Ehli Beyt’i müdafaa ve yardım uğruna zalim Abbasi kralının zindanlarında kırbaçlanarak şehid edildiğini ve İmam Malik’in aynı sebeble kırbaçlanarak iki kolununun da kesilerek cezalandırıldığını kaç Alevi, kaç şii ve kaç sunni müslüman biliyor? O zaman bu asırlardır devam eden ayrılık niye? Bu kin ve öfke kime? Bu ilgisizlik niçin ve neye?

10 Muharrem Aşura ve Kerbela hadisesinden çıkarılacak dersleri hala anlamakta direnen İslam alemindeki bir kısım müminler, kendi vücutlarını zincirlerle döverek Yezid ve yandaşlarından intikamlarını aldığını sanmanın gafletiyle o günün acısını bedenlerinde yaşattığına inanırken, diğer bir kısım Müminler de sadece aşure yemeğini dağıtıp yemek suretiyle bu mühim güne ilgisiz kalmanın gafletiyle yaşamaya devam ediyor.

Oysa mübarek başı kesilen, kolları, ayakları ve gövdesi ayrı ayrı Hicaz Bölgesine ‘ibret’ olsun diye yollanan büyük İmam Hz. Hüseyin (r.a), Kerbela’da mülahazaların çok ötesinde bir mesaj vermiş ve islam siyaset, ehliyet ve emanet hukukunu kanıyla yazmıştır.

Hz. Hüseyin, Kerbela’ya savaşmaya gitmedi. Mazlumların yakarışına koştu, onların davetine icabet etti.
O, savaşmak niyetinde olsaydı Mekke’den on binlerce seveni O’na katılırdı. Elçilerle gönderilen binlerce mektupla Küfe’ye davet edildi. Ve O örnek imam, sözünde durdu, ailesiyle yola çıktı. Ama Kerbela’da kendini davet edenlerin kılıçlarıyla yolu kesildi. Fırat’ın suyu kendisine, ailesine, hatta bebeklere bile yasak edildi. Seksen kişilik aile ve yarenlerinin etrafı silahlı askerlerle sarıldı. Etrafını saranların kalplerinin kendisiyle, kılıçları çıkar ve kuvveti temsil eden Yezit ile olduğunu görünce, “Madem kılıçlarınızla karşılayacaktınız neden davet ettiniz. Bırakın Mekke-i Mükerreme’ye geri döneyim. Kabul etmiyorsanız Şam’a giderek Yezit ile görüşmeme izin verin, buna da izin yoksa sınır boylarına cihada gideyim” dedi. Ve devesinin üzerinde beyaz elbisesi içinde parlayan nur yüzüyle, mübarek dudaklarından dökülen inci sözler tesirini göstermeye başlayınca, Yezit’in ordu komutanı Ömer, (cennetle müjdelenmiş sahabelerden Sa’d.b. Ebi Vakkas (r.a)’ın oğlu) sözünü keserek Hz. Hüseyin’e, “Hiçbir şartını kabul etmiyoruz, senin için iki tercih var; Ya Yezit’e biat edecek (yani onun iktidarını onaylayacak) ya da başını vereceksin” diyerek kararını duyurdu. Ya biat ya ölüm.

Hz. Hüseyin (ra) kalben olmasa da dil ile biatı kabul edebilirdi. Yani İslam hukukundaki ruhsatı uygulayabilirdi. İslam dini zor durumlarda, can tehlikesi karşısında buna cevaz vermektedir Ama O, dedesi Hz. Resulullah (sav)’ın izindeydi. Tarihe altın harflerle nakşedilecek ve yüce İslam’ın siyaset, ehliyet ve emanet hukukunu şehadet mürekkebiyle yazmayı tercih ediyor ve üç mühim şeyden dolayı Yezit’e biat etmeyerek kıyamete kadar tüm Sünnî ve Şia olduğunu iddia eden biz müminlere ders veriyordu.

  • Birincisi İslami siyaset hukukudur. Kerbela’daki Hüseynî direniş, (batıdan 1370 yıl önce) babadan evlada geçen saltanat yolunu açmamak adına yapıldı. Yezit’e babası Muaviye’den ev, arsa, bağ, bahçe kalabilir ama miras malları arasında evlatlara düşecek iktidar koltuğu yoktu. Şûra yoluyla istişareyle yani danışılarak yöneticiler seçilmeliydi. Asr-ı Saadet’in dört halifesi (Devlet başkanı) seçimi önce istişare sonra devlet başkanı ilan edilmişlerdi. Zalim Yezit ile bu adil seçim sistemine son verildi ve önce ilan sonra baskıyla, ölüm tehdidiyle biat etme zulmünün kapısı açıldı. Herkes Allah’a karşı sorumlu ve bağlı iken, Yezit ile halk önce kralın kulu haline getirilerek mutlakıyetçi bir sistemin yolu açıldı. Bu sebeple İslam aleminde ilk despot yönetici Yezit’tir. Halkın idarecisini hür iradesiyle seçme özgürlüğü uğruna, Hz. Hüseyin (r.a), batıdan 1300 sene evvel can veriyordu. Ve şehid kanıyla, İslami siyaset hukukunun yani gerçek cumhuriyetin temellerini atıyordu. O gün Müslümanlar, Hz. Hüseyin’in, batının demokrasi, bizim şûra dediğimiz yönetim şekli adına, Saltanata (Monarşiye) karşı başlattığı mücadelesine sahip çıksalardı bugün Ortadoğu dahil, halkı Müslüman hiçbir ülkede krallık yönetimleri hüküm sürmeyecekti.
  • Hz. Hüseyin’in direnişinin ikinci sebebi EHLİYETE (Liyakate) riayet hukukudur. Bu da, fasıklık (sarhoşluk, kumarbazlık, tefecilik, namazsızlık gibi aşırı günah) içinde olan ehliyetsiz kişilere biat (oy)verme kapısını açmamaktır. Çünkü Yezit ömrünün son üç yılında iktidar sarhoşluğuyla sapıttı içkiye başladı. Saraya dansözler (Rakkase) getirterek içkili eğlencelere başladı. Hz. Hüseyin “Fasık ve facir birine oy vermektense ölümü tercih ederim” diyerek kıyamete kadar Alevi, Şia ve Sünni Müslümanlara hangi partiye ve hangi adaya oy verilir ve bürokraside kimler göreve getirilir hukukunu yazıyordu. Yani “Allah size (vatan, aile, akıl, mal, can, namus ve din gibi kutsal) emanetleri ehline vermenizi emrediyor” (En-nisa, 58) ilahi mesajıyla “Emanetler ehliyetsiz (Liyakatsiz) kişilere verildiğinde kıyameti (fakirlik, kavga, terör gibi belaları) bekleyiniz.“ Peygamber (s.a.v) uyarısını ölüm pahasına şiar ediniyordu.
  • Şanlı Kerbela direnişindeki yazılan üçüncü hukuk ise EMANET hukukudur. “ … Kim (DEVLET MALINA) hıyanet ederse, kıyamet günü, hıyanet ettiği şeyle birlikte gelir. Sonra da hiçbir haksızlığa uğratılmaksızın herkese kazandığının karşılığı tastamam ödenir.” (Ali İmran, 161) ilacıyla eğitilen Asr-ı Saadet’teki (Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali’nin (Allah hepsinden razı olsun) devlet yönetiminde emanete sadakat esastı. Hazine (Beytülmal, devlet malı) ateşten gömlekti. Halk, seçtiğini denetleme ve hesap sorma toplantısı olan Cuma günü hutbedeki halifeden giydiği elbisenin hesabını rahatlıkla sorabiliyordu. Emevi saltanatıyla bu emanete sadakat terk edildi. Yezit’le beraber “devlet malı deniz yemeyen domuz” dönemi başladı. Emanetler, iktidar koltukları dalkavuklara teslim edilince; devlet hazinesi, saltanat yanlılarına peşkeş çekildi.

Bugün kaç Şia, kaç Alevi ve kaç Sünni Müslüman, iktidara getirmek için parti tercihi yaparken Hz. Hüseyin’in yolundadır ve kaçımız bu şuurla muhtarından belediye başkanına, milletvekilinden cumhurbaşkanına kadar bu ölçülere uyarak seçme hakkını kullanmaktadır? Kaç Müslüman babadan evlada miras malı gibi geçen tarikat, mezhep ve siyaset önderlerinin istişaresiz tayinine Hz. Hüseyin gibi karşı gelebilir. Ve kaç Müslüman Sünni ve Alevi kardeşlerimiz, sarhoş, kumarbaz, faizci, insan hak ve hürriyetlerinin, inancın düşmanı fasık olan parti ve yöneticilerine Hz. Hüseyin gibi “Hayır ölürüm ama size oy vermem” diyebilmektedir.

Aleviyim demekle Alevi, Sünni’yim demekle de Sünni olunamıyor. Unutmayalım ki, her mazlum ve savunucusu bir Hüseynî ve her zalim ve taraftarı bir Yezidîdir. Artık yeryüzünün her yeri Kerbela olmasın istiyorsak Alevi ve Sünni kamplaşmasını bırakıp Hz. Hüseyin (r.a) gibi KURAN-I KERİM’İN ve SÜNNETİ SENİYYE’NİN (İslam Düzeninin) etrafında mümin kardeşler topluluğu olacağız. O zaman emperyalist ülkelerin, Firavuni saltanatlarından ve içimizdeki taşeronları Yezitlerin masonik iktidarlarından kurtulacağız. Türkiye’miz bunu başarmak üzere. Darısı diğer halkı Müslüman ülkere…

İmam Hüseyn ve diğer Kerbela şehidlerini rahmetle, saygıyla ve sevgiyle anıyorum. Rabb’im izinden gidenlerden eylesin. Yüzünüzden tebessüm, dilinizden dua eksik olmasın…

Kaynak: http://www.habervakti.com


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: